30 Nisan 2012 Pazartesi

Hep başkalarını düşünen kendi olmayı unutur




Kendinden başkalarını düşünmek, kendine önem versen de başkalarının gözyaşları için ağlamak, acıları için göz yaşı dökmek bunlar gerçekten de insani değerler mi? Düşünüyorum, neden hep başkaları için üzülmek zorunda kalıyorum, neden onlar benim acılarıma ortak olmak benimle birlikte ağlayıp gülmek istemezken ben bu kadar insanların dertleri ve sevinçlerine ilgi duyuyorum. İnsanlara iyi davranmaya, alttan almaya çalıştıkça hep üzerine gelmeleri seni ezmeye çalışmaları ve sen onların üzerine en ufak gittiğinde bir anda o cesur insandan eser kalmaması nasıl açıklanabilir?

Demek ki insanoğlu yaratılıştan böyle, kendini ezdirmediğin sürece öyle kolay kimse sana yanaşamıyor. Yani birileri aman kırılmasın, kimsenin canı yanmasın diye diye hep canı yanan olmak insana bir yerden sonra koyuyor. O yüzden hayatındaki sahte yüzlü insanlardan kurtulmanın onlara yüz çevirmenin hatalarının karşılığını vermenin zamanı geldi. Ne diye şimdiye kadar seni dinlemedim ki zaten. Madem beni sevmekten aciz insanlar var ben neden onları sevmek için uğraşıp durayım. Herkes kendi hayatıyla meşgul olmaya, başkalarının dertlerini dinlemektense kendi dertleri içinde boğulmaya bu kadar muhtaçsa bırakalım devam etsinler. Herkesin dertlerini dinleyen onlarla birlikte üzülen, dertlenen, sinirlenen bir adam olmak nasıl zor bir şeydir hiç fikirleri var mı bu konuda? 

Hatırlarım daha on yaşındaydım, yıllardan 1993, benim ilk aşık olduğum yıllar. 24 Ocak ise benim için dönülmez bir noktaydı. On yaşında olmama karşın o yılın, o karanlık yılın ilk anlarında Televizyon ekranlarında kim olduğunu bilmediğim bir adam için ağlamıştım. Sonradan öğreneceğim ve benim bu mesleği sevmemi, bu mesleği gazeteciliği seçmemi sağlayan Uğur Mumcu. Cenazesinde ağlayan yüz binlerce insan ve Selda Bağcan'ın Uğurlar Olsun ağıtı. İşte o anda anladım ben kendi dertlerine sıkıntılarına değil başkalarının acılarına gönlünü açan, onlar için ağlayan bir adamım. Normalde yaşadığım o kadar acıda kolay kolay gözümden yaş gelmedi. Hep kendi acılarımı önemsiz ve anlamsız bulmuş, başkalarının büyük acıları karşısında susmam gerektiğini düşünmüştüm. Belli ki bunu çok abartmışım. Başkalarını düşünmekten kendi çektiklerimi unutmuş hatta başkalarının başarılarına odaklanmaktan kendi becerilerimi köreltmişim. Şimdi geriye dönüp bakıyorum da hayatı boyunca hep mütevazı, kendi becerilerini övmeyen ama başkalarının acıları ve sevinçleri karşısında onlar kadar sevinen bir adam. Ama bu toplumsal gelişmeler ve büyük acılar karşısında ödün vereceğim anlamına gelmesin. Ben hala her uğurlar olsun dendiğinde içi titreyen, gözünden yaş gelen on yaşındaki o küçük çocuğum. Hayatta hiç bir insan ya da hiç bir şey için, içimdeki o çocuğu öldürmemeye kararlıyım. 

Belki habercilik açısından bu kadar mütevazı değilimdir. En azından haberciliği benden daha az bildiğini düşündüğüm insanlara karşı. Ama artık yeter birileri benim içindeki cevheri görsün diye beklemekle olmuyor. Artık o cevheri ben ortaya sunacağım. Saygı duyulmak için birilerine minnet etmenin, saygılı davranmanın zamanı çoktan geçti. Ben başkalarına saygı duydukça onlar beni ezmeye çalışmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Ama hayır ben yine kendimi başkalarından üstün görmek gibi insani hatalara düşmeyeceğim. Sadece artık insanlar şunu anlayacak ben onların lütufları sayesinde değil kendi bilgi ve becerimle bir yerlere geliyorum. İşte bunu anlamaları için daha sabırla ve kimseye ödün vermeden kendi egomu koruyarak çalışmanın ve sebat etmenin vakti çoktan geldi ve geçiyor. 

0 yorum:

Yorum Gönder

Görüşlerinizi paylaşın

Paylaş

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More